5 Ağustos 2012 Pazar

doğu karadeniz.b

göllere tek başımıza gideceğimizden dün ordaki bir kaç kişiden de nasıl gidileceği konusunda bilgi topladık hepsinin söylediği bir çok insan gitiğinden oluşmuş olan patikayı takip edin sizi dos doğru göllere götürür diye buna dayanarak tepeyi çıktıktan sonra patikayı buluk yukarıya doğru sabahın ilk ışıklaraıyla berabar çıkmaya başladık.bugün sis olmaması etrafı tüm güzeliğiyle önümüze seriyordu yük
ümüz olmadığından da yorucu olmayan kefiyli bir yürüyüşle gölere doğru devam ettik.aslında bu sabah dün akşam tanıştığımız ve kendisi daniz kaptanı olan lakin karaya hasret mustafa abiyle beraber çıkacaktık sözde ,öyle anlaşmştık akşamdan,ama onu sabah kaldırmak için yatığı odanın önüne gittiğimde 'siz gidin ben size yetişirim' rapiğiyle onu geride bıraktık.çok cana yakın ve samimi biriydi açıkçası deli bi adam mustafa abi boş vakitlerinde kafasının estiği bir şehre bi bilet kesiyor ve ordanda canı nereye isterse oraya kaçgün kalmak isterse okadar kalıyor böyle doğaçlama takılan bi gezgin kendisi.akşam yemeğinde baya güzel bir sohbet geçti aramızda ki akşam yemeğinide bizim ödememize izin vermeyip o ödedi.dünyada gitmediği bi kaç ülke kalmış sadece.aynı zamnda evli ve iki çocuk babası kendisi.akşam onunla beraber yürüyecektik göllere fakat bu sabah sanırım çok yorgun olduğundan katılamadı bize.

 yaklaşık bir saatlik yürüyüşten sonra ilk gölümüze vardık.kendimizi güzel bi resmin içinde hissetik diyebilirim aşağıda resmi var ama o bunu nekadar yansıtmış bilmiyorum.o an sanki başka bi aleme geçtik gibi geldi bize,gölün arkasında bulunan dağlarda kaçkar dağları asıl güzeliğide onlar oluşturyor diyebilirim.koşup göle girmek istedim ama o kadar soğuk ki anlatamam,yok efendim daha öncede gaz
a gelip böyle yüksek bi yerdeki göle girip yüzmüştüm kısmı felç geçirmeme ramak kalmıştı adeta,o soğuğun nasıl bir etkisi olduysa gözlerim flash olmuştu hiç görmediğim kadar iyi gördüm bi süre etrafı..bir süre ilk gölün yanında durup hem dinlendik hemde etrafı seyre daldık.şunları yazarken de ifade edebilirim ki bulduğum ilk fırsata oraya tekrar gidicem ama bu defa kaçkarlarda zirvede yapmayı kafama koydum bu sanki bi çocuğun hayalindeki bisiklete binip pedal çevrimesi gibi işte o denli büyüledi burası beni..

 ilk gölden ayrılıp danıştığımız kişilerin söylediğine göre sola sapıp bi sırtı aşıcaktık böylelikle sırayla diğer göllerede ulaşmış olacaktık ki bunlarada pek gerek kalmıyor aslında çünkü gidilen patika o kadar belirgin ki sizi kendi götürüyor,daha sonrasırtı aşar aşmaz diğer gölerde görünmeye başladı zaten yedi gölerden dört tanesini en fazla görebiliyorsunuz diğer ikisi ise çok daha uzakta yer alıyor ,bunlardan biri ufak diğeri ise baya büyüktü ufağını bi yana bırakıp büyük gölle doğru aşağıya kaptırdık.


 bu kareyi çekmek çok canımı yaktı çoook.makneyi ayarla on saniyede, keskin kayaların üzerinden olanca hızla zıplayıp ikimetrelik kayaya tırman otur poz ver derken..
 saat 11:30 kadar göllerde vakit geçirdik.böyle yerlere sabah erkenden çıkmak en iyi fikir diyebilirim hem serin havada rahat rahat çıkıyorsunuz, hem sisi olmuyor,hemde erkenden vardığınız içinde geriye değerlendirecek bolca vaktiniz kalıyor tabi sabah kalkmasının çok can yakıcılığı dışında..(dene işte ölmezsin!).yarım saatlik bi tempoyla cafemize tekrar vardık baktık mustafa abi orda garibim ,bir
süre soluklandıktan sonra önceki tercimde mıhlamayı seçen bn bu defa tercihimi bizzat orda yetiştirilen alabalıktan yana kullanarak üçümüz yemek masasına çöktük bi yandan götürdük diğer yandanda mustafa abiye ağzımız ekmek dolu gördüklerimizi anlatta durduk..bir süre sonra aydere bi servisin gideceğini öğrendik hemencecik pılımızı pırtımızı,yatağımızı yorganımızız toparlayıp bize cafesini açan babacan abiye ve kızlarına teşekkürlerimizi sunup gözümüz arkada orayı trabzon uzun gölle gitmek üzere terk eyledik..
 bizi aydere getiren servisteki abi bizi son durağa bırakırken onun çamlıhemşine doğru gideceğini yanında oturan elemanla sohbet ederken kulak kabartmıştım bnde buna binayen son durakta inmeyip bizide çamlıhemşine kadar atabilirmisin dedim oda kabul etti.ilçede inip bir süre tabana kuvet devam ettik taki bi petrol istosyonuna varana kadar çıkışta biraz bekledik ve bir süre sora duran bi araç ile tr
abzon yol ayrımına kadar indik.ordan bir süre araç durdurabileceğimiz bi yer aramak üzere yürümeye devam ettik,durduğumuz yerden bir kaç araçla rize çıkışana doğru ilerledik.karadeniz yolu otostop için uygun bi yol değil kaldırım kenarında demirler var araç durdurmak istiyorsanız demirleri aşıp yola inmelisiniz yolda çok güzel olduğundan araçlar çok hızlı yol alıyor bu da araç durdurmayı oldukça zorlaştırıyor.bir süre böyle devam ettikten sonra bi araç sahibi daha rahat araç bulabilmemiz için bizi tırların çıkış noktası olan bi kavşaktaki ışıkların önünde bıraktı.bir süre ışıklarda araç bekledik daha sonra ışıklarda duran bi araca dışardan bizide ileriye bırakabilirmisin tarzında bir kaç işaret yaptım bir süre teredüt etti daha sonra hadi atlayın bakayım dercesine el işareti yapıp bzi çağırdı.









aracına bindiğimiz eleman ile bir süre sohbet ettikten sonra onun tabiriyle biraz daha zorlarsan akraba çıkabiliriz deyişi bni durdu:).eleman muhasebe öğretmeni kendisi arhavide bnm yakın bi arkadaşımın okulundan arkadaşı çıkmazmı ve o da bnm gibi mersinde oturup artvinde görev yapıyor,kendisi bi arkadaşını görmek üzere trabzona gidiyordu bu bizim için çok iyi oldu. bir süre sağdan soldan sohbet edip onunla trabzona kadar gititk.
saat 16:00 gibi ibrahim bizi uzun göl yol ayrımında bıraktı.o yolda bir süre ilerleyip ne olur ne olmaz diye bitmekte olan erzaklarımızı tamamlamak üzere bi markete girdik.danıştığımız bir kaç kişi uzun göle 40 km re falan olduğunu,servislerinde sürekli geçtiğini söyleyip yayan mı gideceksiniz birader kafayımı kırdınız demesi üzerene 'he abi yayan gidicez' deyip iyice gıcık ettim onları.bi araçla
bi 4-5 km re kadar daha gittik bir süre araç beklesekte pek duran olmadı vakitte geç olmaya başlamıştı o sırada bi servis aracı geldi ve bizde binip gitmeye karar verdik kişi başı 8 tlye uzun göl servisine verip uzungöle doğru kaptırdık vardığımızda anladık ki iyiki de binmişiz servise yaklaşık bi saat sürdü yol arada birde ufak bi ilçede 15 dk mola verildi..

uzun gölle varır varmaz camiye koştuk namaz için değil tabi:)..çantalarımız bi kenara bırakıp bizde etrafa bakınmak için yanlarına çöktük.bn çadır kuracak yer arıyorum bir yandan da çadır kurmanın yasak olup olmadığını anlamaya çalışıyorum bazen böle yerlerde çadır kurmak ya komple yasak oluyor yada izinli belli bölgelerde kurabiliyorsunuz.etrafta bi bakındım da gözüme hiç çadır ratlamadı ,etraftan bi kaç esnaf dayıya danıştım yassak olmadığını istediğin yere kurabilirsin babacan dedi.nefret ediyorum bu yassaklardan bazen yasssak kardeşim yasssak hökömet yassak deyi' diyen suratsız biri çıkmadı en azından..



 sonrasında bohçalarımızı sırtlayıp dolaşmak ve bi yere kamp kurmak üzere ayaklandık.uzun göl gerçekten gördüğümüz göller arasında en güzeli demiyelimde en derli toplusu diyelim.gölün etrafını çevreleyen güzel bi yürüyüş yolu var,yemek yiyebileceğiniz düzgün mekanlar olduğu gibi piknik yapmaya elverişli yerlerde mevcut,pasiyon ve oteler gölün kıçına kadar yanaşmamış;dolaşmak ve etrafı rahatça görmek için baya geniş bi alan var yani.çadırı nereye kralım diye baya kararsız kaldık çünkü hem güzel bi görüntü hemde rahat edebileceğimiz bi yer arıyorduk.

 ve sonunda bulduk..hemde ne bulduk bu manzarayı gören otel bile yok dyebilirim uzun gölün dibinde bulunan ne için kurulduğunu bilmediğimz bi kulübenin önüne yerleşiverdik.çadırda rahat bi uyku çekebilmek çin altını irili ufaklı taşlardan temizleyip bi ağacın altına kurduk çadırımızı,tüm malzemelerimizi çıkarıp üstümüzü başımızı değiştirip sırayla lavaboya gittik arkasından yemek faslını bi an orta
dan kadırmak için hızlıca hazır yemeklerle bişeyler atıştırdık,sonrasında tüpte biraz sıcak su ısıtıp sıcak çorbalarımızı ellerimize alıp gölü izleyip yorgunlumuzu def etmek ve etrafı seyretmek üzere göl kenarındaki bi bankta oturduk. çadrımızn yakında olmasıda eşyalarımızı gözlemlememizi kolaylaştımıştı böylelikle.






 bir süre böyle vakit geçirdikten sonra neolduysa birden bağlasan durmaz dedirten yaramaz weletler gibi dibinde bulunduğumuz klubenin camından içeri bakasım geldi, küçük odalardan oluşuyordu ve içerde kimse yoktu ve herhangi bir malzemede görünmüyordu yani bu demek ki pekte önemli bi yer değildi, sanki terk edilmiş gibiydi ki aynı zamanda içeri girmek içn kırık bir camıda vardı tabi tüm bunlar bu b

nde şeytani kıvılcımlara yol açtı.hem tayibi çağırdım ve çadırı toparlayalı dedm ne oldu hayırdır dedi abi klübeyi görüyormusun bu geceyi orda geçiricez dedim ahşapta kapalı bi alanda yatmak çadırda yerde yatmaktan bin kat iyidir hem böylelikle kendimizide daha güvende hisederiz.tayipte bu fikrime katıldı ve çadırımıı çarçabuk taparlayıp malzemelerimizi çantalarımıza koyduk bu arada etrafta kimse bu tarfla ilgilenmiyordu sadece ilerde bizi görebilen genç bi otopark görevlisi vardı ve burda bnm devreye girmem gerekliydi bi yolunu bulup elemana slm verdim bir süre muhabet ettikten sonra konuyu açıp biz geceyi kulübede geçirmeyi düşünüyoruz dedim bi sıkıntı olur mu?artık nasıl bağladıysam eleman saolsun siz rahatınıza bakın dedi hata ismimi alın eğer soran olursa biz onun arkadaşıyız deyin dedi lakin hava biraz kararsın ondan sonra girin deyince eyvallah çekip bu iş oldu deyip ordan ayrıldım.tayibe durumu anlatım ki bi sorun olsa bile sonuçta kötü bi amacımız yok hırsız değiliz herhangi bir şekilde bi yere zarar veren tiplerde değiliz sadece gece soğuk olduğu için çadırda duramayıp buraya geçtik deriz hertürlü yer abicim valla..arkasından bn penceredn içeri dalıp malzemelri içeri aldım bi de ne görüm içerde ufak bi oda var hemde yataklı ki yastık battaniye çarşafına kadar temiz ve tas tamam.tayip abiicm hiç niyetlenme bu yatak bnm deyip yatağa kondum.kandime yatağı hazırladım arkadaşa da yer yatağı yaptık eşyalrımızı içerde bırakıp odaı da kaatıktan sonra penceredn tekrar çıkıp bu arada havada yavaş yavaş kararmayabaşlıyordu etrafta dolanıp birz vakit oöldürmek üzere atık kendimizi dışarı..
  
 artık baya rahatık hem yatacakyerimiz oldu hemde eşyalarımız güvendeydi artık şimdi de.doya doya keyfini çıkara çıkara geç aatlere kadar takılabilirdik şunuda eklemeden geçmek istemem uzun gölün gece görüntüsü gündüzünden kat be kat güzel efendim.bnden size eğer sevgiliniz yada eşiniz olurda buralarada yolunuz düşerse alın ve gece uzun gölü seyreden bi banka oturup yıldızların altında göl çevresind
eki ışıkların göle yansıyan o harika görüntüsünü seyre dalın derim size gerisi size kalmış efendim. gezerken dikatimizi çeken br diğer şeyde etrafın hınca hınç araplarla dolu olmasıydı ilk başta bunun sanırım bi arap kfilesinden kaynaklandığı görüşünü benimsedik daha sonra tanıştığımız ve sohbet ettiğimiz kişileri bu durumu sorduğumuzda bunun tüm sezon boyunca böyle olduğunu bunu sebebininde ağırlıkta suudi arabistan ve irandan gelen, çoğunlu mslüman olan arapların akdenize gitmektense (ki bu durum onları için rahtsız edici oluyor) karadenizde hem kendilerini ülkelerine oranla daha rahat hisediyorlar hemde kurak bi coğrafyaya sahip olan orta doğuya oranla burası onları oldukça büyülüyormuş.bu duruma ala ala deyip, yolumuza devam ettik. kendimzide paso şımartıyoruz dondurmlar, çiğ köfteler kolalarla son olarakta yanımıza biraz çekirdek alıp bankımıza oturup..




















 
gece saat 23.00 doğru penceremizden içeri atlayıp sabah sümeleye gitmek için uykuya daldık hemde ne uyku 5 gündür sağda solda yatan bn yumaşak bi yatağın üzerinde kendimi ne de mutlu hissetim arkadaş..sabah erkenden kalktık eşyalarımız toparlayıp kulübeden çıktık elimize eti burçaklarımızı ve suyumuzu alıp bir süre bankta oturup kahvaltımızı yaptık.dün akşamdan servisin saatini öğrenmiştik ordan ayrılıp servisin geişini bekledik ir süre sonra servis geldi binip trabzon merkeze doğru uyuduk diyelim:).


kendime geldiğimde trabzona varmıştık.araçtan maçka yol ayrımında inip sümele manastırına doğru saat 9.30 gbi yürümeye başladık durduğumuz 3-5 arabayla parça parça maçkaya kadar oldukça hızlı bir şekilde geldik bunun sebebide bu ylun aynı zamanda erzuruma gidyorolmasıydı sanırım bunuda yeni öğrenmiştim trabzondan erzuruma yol olacağı hiç aklıma gelmezdi gerçekten.

















maçka gerçekten çok tatlı bi ilçe bnm çok hoşuma gitti küçük ve gelişmiş bir çok şeyide bünyesinde barındırıyor ilçenin yanındanda ufak bidere geçiyor oralarada bank falan yapıp bu durumu değerlendirmişler zaten sümelanın burda olması (bu arada burdakiler sümele manastırına meryam ana diyorlar nereye gidyorsuz diye soranlara sümelaya deyince meryam anayamı diye cevap geldi hep)ilçenin sürekli hareketli bi yapıda olmasını sağlıyor yeşiline ve havasına da diyeceğim yok zaten yani kısacası tayin istiyenler yazabilirisniz:)



ilçede ilerlerken birden bi tur takıldı gözüme acba bizide götürebilirlermi diye yanaştım kapıya tam o sırada turdan sorumlu bi arkadaş idi aşağı bzi götürebilirmsnz diye sordum o da bni tur rehberine götürdü onada durumu kısaca izah ettim ve bzi kabul ettiler saolsunlar.hemen atladık arabaya tur rehebri oldukça şakacı bi elemandı yol süresince mirofonda konuşuken epeyce bize takıldı bu araç çok i
yi geldi aynı zamanda sümelanın tarihini tam anlamıyla rehberden dinlemiş olduk böylelikle.sümelaya geldiğimizde rehber arkadaş burdan sonra iki yol olduğunu birinn sadece küçük araçlarla çıkılabidiğini diğerinin de yaklaşık 40 dka süren ormanın içinden geçilerek gidlen bi patika yolu olduğunu söyledi biz patikadan gideriz deyip bolca teşekkür edip patikaya giden yola doğru kaptırdı acelemiz yoktu ki bize göre onlar 40 dkda çıkıyors bizim için bu yarıya düşürülebilirdi diye düşünüyorduk tabi eğer çantalarımız bir yere emanet edebilirsek çantalarımızı bırakacak bi yer aramak için dolanırken bi restront sahibi durumu anlamış olacak bize seslenip çantalarınızı buraya bırakabilirsiniz dedi bu bizim için çok iyi oldu.tırmanışa geçemden önce biraz enerji toplamak için birer sneckers ve meyve suyu mideye indirdik ondan sonra versin yardırmay başladık nasıl çıkıyoruz bi görseniz koşa koşa biz çantalarımızla saatlerce böyle yokuş çıkıyoruz bu bize koyarmı birader velhasıl 40 dklık yolu 15 dk ya çıktık tabi birazcık yoruldukta.yalnız siz beni dinleyin sümelaya giderseniz patika yoldan çıkın. yavaş yavaş çıkarsanız tadın doyum olmayan ve etrafınızı ağaçların kapladığı çok hoş bi yürüyüş yapmış olacaksınız..
 
sümela hakkında pek bişey söylemeye lüzüm yok okuyun öğrenin işte yormayın beni efendim..sadece bir kaç şey eklemek istiyorum bu da bizm okul müdürünün meşhur sözüdür her toplandıdan önce bir kaç şey söylemek istiyorum der bi saatten aşağı konuşmaz,çok severim yalnız kendisini çook.çok baba adamdır.(burayı okur mokur işimizi garantiye alalım:)ha benm diyeceğimde birincisi sümelayı asla o kartposta
larda gördüğünüz gibi tam anlamıyla bütünen göremiyorsunuz bu görüntüyü veren sadece bi kaç nokta var diyebilirim.o krtpostalardaki görüntülerde karşı tepelerden çekilmiş özel görüntüler olsa gerek yoksa mümkünü yok komple göremiyosunuz bizde o kanıya kaplıdık çıktık hani sümela dedik resmen ona göre bilginiz olsun.ikincisi ise bnm herzaman çok sinirlendiğim bi durum arakadaş adamlar ta o yıllarda öyleki tüm duvarları o kdar güzel resmetmişler bizm bi kısım tezek kafalılar o güzelim resimlerin heryerine ismlerini kazımışlar çok büyük marifet gerçekten ismini yazmasa ölecek pezevenk sanki.bildiğiniz bi çekiçle bilinçli olarak gelinip tüm resimlerdeki insanların yüzleri kazılmış harap edilmiş ondan sonra allah bin belalerını versin o kdar sövdüm ki orda.mahfetmişler güzelim yapıyı adeta, bunları yakalyıp ıslatıp ıslatıp dövücen kuruyuncaya kadar.işte gezerken beni rahatsız eden tek nokta budur.bu tarihi yapıların bakımsız ilgisiz kalarak böyle hayvanca mahfedilmesidir..





















 

sümelada saat 2 ye kadar vakit öldürdük.sonra inip çantalarımızı aldık bu sırad yğmur hafiften başladı burdan sonra artvin arhaviye dönecek geceyi orda geçirip bi sonraki gün gürcistana geçiş yapacktık.sonra bi üniversite öğrencisi ile maçkaya maçkadanda çıkışnda bir süre bekledikten sonra bulduğumuz bi araba servisi elemanlarıyla trabzon merkeze indik.burdan sonrasının zahmetli geçeceği beliydi ç
ünkü yolu daha öncede anlatmıştı araç durdurmak oldukça zor oluyor burda fakat ona rağmen 23 araba bir kaç kamyonetbir iki cinsini türünü bilmediğim araçla saat 5 gibi arhaviye vardık.vardık varmasına ama çok fena bi yağmur yağıyor yarın gürcistana geçicez umarım bu böyle devam etmez diyorum içimden,arkasından ben burda görev yapan ve daha önce şırnakta birlikte çalıştığımız yasini arıyorm.dünya tatlısı bi adamdır yasin. ki o ne zamandır bni çağırıp duruyordu ordan geçtiğimi öğrenip oa uğramadığımı öğrenseydi çok fena kızardı bn de dün onu arayıp bi aksilik olmazsa ona uğrayabileceğimi söylemiştim..yasini aramadan önce bn berbere traş olmaya tayipte bize bir kaç çorap almak için bi noktada buluşmak üzere ayrıldık..







 



 berberden sonra yasini arayıp arhavide olduğumu söyledim bekle geliyorm dedi bir süre sonra gelip evine geçtik saolsun baya ilgilendi bnmle.banyoyu bile hazırlamıştı bnm için bn duşa girip bi temizlenim derken o da mutfağa girip deli bi tava yaptı bize ölümüne yedik diyebilirim hatta nasıl yapıldığını kafama kaydetim.arkasından bir süre hasret giderici sohbetlere girdik.görüşmeyeli hayatımızda olan değişikliklerden bahsedip durduk işte..




 akşamı yasinde geçirdikten sonra ertesi gün gürcistana geçip, günboyu batumda vakit geçirip akşama doğru da saat 10.30 kalkan trenle tiflise geçip diğer günüde orda geçirip otstop yada trenle tekrar geri gelicektik. lakin yağmur bi türlü durmadı ki abicim sabaha kadar yağdı durdu.eğer sabah bile yağmur olmasaydı gitmeye hazırdık bunu kafamıza koymuştuk zaten bu gezinin en zor kısımları bitmiş en r
ahat gezeceğimiz kısmı kalmıştı dağ bayır çıktıktan sonra şehirde keyifli bir tur atacaktık ama o da hava durumu yüzünden mahfoldu.sabah tekrar interneten hava durumuna baktım batum ve tifliste bir hafta yağış görünüyordu bu havada gitmeninde hiç bi anlamı yoktu sonuçta zevk almadıktan sonra gitmek biraz anlamsız olur deyip gürcistan ayağından vazgeçip onu daha sona gerçekleştirmek üzere yasinle vedalaşıp artvine doğru giden dolmuşa atlayıp evin yolunu tutup gezimizi sonlandırdık..